Odamda sadece yatağım kaldı.
Artık Denizli de bir dolabım yok.
Bir televizyonum yok.
Bir sandalyem bile yok!
Odamda geçirdiğim son günüm.
Bu odada size son post yazışım.
O kadar çok ağladım ki.
Artık akmıyor sanırım gözümden yaşlar.
Sonraya saklıyorum ya da.
Memlekete dönünce artık Denizli ye ne zaman dönüyorsun konuşmaları geçmeyecek mesela.
Bir misafir değil yatılı olacağım.
Döndün mü? Mezun oldun mu? Hayırlısı olsun diyecekler sadece.
O çok istediğim artık bitsin sınav adı duymak istemiyorum dediğim an geldi aslında.
Ama insan sevincini bile doğru düzgün yaşayamıyor yahu.
Her sevincin arkasında hattta yanı başında bir hüzün saklı çünkü.
Sen hissetmesen de o hüznü mutlaka biri hisseder mesela.
Bir yarışma olur kazanırsın, kaybenden vardır mutlaka.
Öğretmen olur atanırsın, atanamayan biri vardır mutlaka.
Gelin olur gidersin, hem de ağlarsın anan baban daha çok ağlar ama sevinçleri buruk olur mutlaka.
Mezun olur sevinirsin, arkadaşlarından,sevdiğinden ayrı kalırsın üzülürsün mutlaka.
Arkada bir gözü yaşlı bırakırsın.
Sen hissetmesen de.
Sana belli etmeseler de.
Aynı durum seni havalara uçururken birini hüzünlendirir aslında
Zor.
Vedalar zor.
Etrafta kolilerle dolu bir evde son geceni geçirmek zor.
Anıları o kolilere sığdırmaya çalışmak daha da zor.
Ama iyi ki kocaman bir kalbimiz var.
Çocukluk anılarından ölene kadar bütün anılarını biriktirebiliyor.
Aklın ötelese de kalbin hep taze tutuyor her şeyi.
Eski güzel bir anı düşünce aklına kalbin sızlıyor önce sonra gözlerin.
Umarım hayat bu harika anılara yenilerini ekler bundan sonrası için.
Ama yanımda O'nu isterim ben.
O da beni.
Mesafeler engel olmaz di mi?
Kilometre dediğin nedir ki?
Sadece birer sayıdır halbuki.
4 Haziran 2012 Pazartesi
31 Mayıs 2012 Perşembe
Bugünlerde Ben
Dün yayınladığım postum uçup gitti anlam veremedim. yeniden yazmaya zaman olmayınca bunu sonra tekrarlamaya karar verdim.
***
Odamın toplanma zamanı geldi. Takıları makyaj malzemeleri kıyafetleri toplamak resmen zulum, o kadar şeyi ayıklayana kadar babam koca koltuk takımı halletti mesela.
***
Kitap okuyamıyorum. Melül melül bakıyor başucumda bana.
***
Bir an önce işler bitsin Denizlideki son gunlerimi sevdiğimle geçireyim istiyorum, ama işler biterse gidecek gun gelmiş demektir. En iyisi iş bitmesin biz zaten her fırsatta görüşürüz.
***
En çok bahçemizi özledim memlekette. Balkonunuzun, terasınızın, bahçenizin kıymetini bilin.
***
Bir süre uzak kalacağız ama beni maille yalnız bırakmayın olur mu?
***
Odamın toplanma zamanı geldi. Takıları makyaj malzemeleri kıyafetleri toplamak resmen zulum, o kadar şeyi ayıklayana kadar babam koca koltuk takımı halletti mesela.
***
Kitap okuyamıyorum. Melül melül bakıyor başucumda bana.
***
Bir an önce işler bitsin Denizlideki son gunlerimi sevdiğimle geçireyim istiyorum, ama işler biterse gidecek gun gelmiş demektir. En iyisi iş bitmesin biz zaten her fırsatta görüşürüz.
***
En çok bahçemizi özledim memlekette. Balkonunuzun, terasınızın, bahçenizin kıymetini bilin.
***
Bir süre uzak kalacağız ama beni maille yalnız bırakmayın olur mu?
29 Mayıs 2012 Salı
4(Dört)Sene
2008 Haziran
Öss denen sınava gayet sakin bir şekilde girmişim. Dışarıda ailem benden daha heyecanlı bekliyor. Hayallerim var ama hiçbiri bana uygun değil biliyorum. Hukuk istiyorum. Ama avukatların mahkemelere girip çıktığından öte hiçbir şey bilmiyorum. İlgilenmemişim ama istiyorum. Her genç gibi popüler meslek dalgasına kapılmışım gidiyorum. Ama sınavdan çıkınca babama dönüp: "Hukuk olmayacak 2-3 puanla kaçıracağım hazırlıklı olun." diyecek kadar kendimi biliyorum.
2008 Temmuz
Puanlar açıklanıyor. Herhangi bir telaş yok içimde. Öğretmen Lisesi'ne giden biri gibi hiçbir şey olamazsam öğretmen olurum diyebiliyorum. Şanslıyım. Ama yine de içimde kalmasın diye hukuk tercihlerini sıralıyorum. Ama gelmeyeceğini biliyorum. Psikolojik Danışmanlığı sadece bu geçen bir ayda düşünüyor ve tercih listeme bir günde ekliyorum.
2008 Ağustos
Boğaziçi Okulöncesi Öğretmenliği beklerken onun bir üstündeki Pamukkale PDR geliyor. Şaşkın, bir yandan mutluyum.
2008 - 2009 Üniversitede ilk yılım
Yurdumdan memnun değilim. Giriş saati 12 olmasına rağmen ondan da memnun değilim. Çünkü bir ikinci öğretimim. Sabaha kadar oturup öğlen 2 de kalkıyorum ve okuldan önce gezemiyorum. Bölümümü sevmiyorum. 2 tane dersim de kalıyor zaten.
2009 - 2010 Üniversitede ikinci yılım
İlk arkadaş kazığımı yiyorum. Okuldan soğuyorum. Gitmek istemiyorum. Geçiş yapmayı dahi düşünüyorum, vazgeçiyorum. Kopuyorum herkesten. Mutlu değilim. Bu mesleğe uygun olduğumu düşünmüyorum.Bu kadar olumsuzluğa rağmen dersim kalmıyor.
2010 - 2011 Üniversitede üçüncü yılım
En güzel senem. Okula adapte olmak ve alan derslerinin artmasıyla evet ben bu mesleği sevmeye başlıyorum. Mutluyum. Kimseyle problem yaşamıyorum. Daha sosyalim. Mutluyum, huzurluyum, yoğunum ama iyiyim. Hiçbir dersim kalmıyor yine. İlk senenin tembelliğini yaşamıyorum artık, özüme dönüyorum.
2011-2012 Üniversitede son yılım
Kpss derdi baş gösteriyor. Çalışmaya çalışıyorum ancak dersler izin vermiyor. Son sene rahat olacağımızı düşünürken en yoğun yılımızı yaşıyoruz. Korkuyorum, yetersiz hissediyorum, atanamayacağımı başından beri düşünüyorum. Arkadaşlarımla daha çok vakit geçiriyorum, daha çok tadını çıkarmaya çalışıyorum. Mutluyum ama aynı zamanda huzursuzum.
28 Mayıs 2012
Balo tarihimiz. Yağmurun azizliğiyle havuz başında bir gece geçiremiyoruz. Balo salonundayız. Yüzler asık. Hayal kırıklığı var. Güzel bir gece olmayacak diye düşünürken, en eğlenenlerden biri oluveriyorum. Anlıyorum ki ben yalnız bu insanların yanımda olmasını istiyorum. Salon, havuz başı, tekne neresi olursa mutlu olacağım. Gecenin sonuna doğru hüzünleniyorum. Ama bir şekilde atlatıyorum.
29 Mayıs 2012
Sabah baş ağrısı ve taban ağrısı ile uyanıyorum. Kahvaltıdan sonra başım geçiyor ama ayaklarım hala inat ediyor ağrısı dinmiyor. Evin yarısı kolilerle dolu. Ve benim buradan gitmeme yalnızca 1 hafta kaldı şaka gibi. Huzurluyum ama mutlu değilim bu kez. Gitmeye hazır hissetmiyorum. Vedaları sevmiyorum.
4 yıl böyle kısa bir yazıya sığdırabileceğim kadar hızlı geçti işte. Hayatımın en hızlı geçen dönemiydi sanırım. Hala birinci sınıfta gibi hissediyorum. Yine Eylülde buluşacağımızı düşünüyorum. Yine sınav zamanı not peşinde koşmak istiyorum. Sınav sabahları okula erken gelip kahvemi içmek istiyorum. Bu kadar küçük isteklerimi yerine getiremeyeceğimi de biliyorum.
Zaman çok nankör. 1 saniye bile vermiyor size borç olarak. Çok da cimri ayrıca. 4 sene koskoca 4 seneyi 1 ay kadar kısa bir zaman gibi gösteriyor sana. İleride upuzun bir hayatın var diye fısıldıyor kulağına. Ama içinden sinsice gülüyor bir yandan. Upuzun diye aldanmamalı, her anın bir hatırası olmalı, geriye kalan sadece onlar oluyor çünkü.
Nasıl bir hayatım olacak bilmiyorum ama göz açıp kapayıncaya kadar seneleri geçireceğimi biliyorum.
Bazen 1 saati geçirmeye zorlanırken, 4 yıl nasıl geçer ki?
Zaman algısı nasıl bir şey anlamıyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
